”EHLİYET VE LİYAKAT DİYEN REİS’E ATFEN” | …ŞALPAZARI SES… SİZİN SESİNİZ.www.salpazari61.com…
...ŞALPAZARI SES... SİZİN SESİNİZ.www.salpazari61.com...
...ŞALPAZARI SES... SİZİN SESİNİZ.www.salpazari61.com...
...ŞALPAZARI SES... SİZİN SESİNİZ.www.salpazari61.com...

" RADYO AĞASAR " (Dinlemek için play tuşuna basınız)
”EHLİYET VE LİYAKAT DİYEN REİS’E ATFEN”
”EHLİYET VE LİYAKAT DİYEN REİS’E ATFEN”
Sevgili dostlar… Yazı yine uzun oldu.  Çünkü neden sonuç ilgisini, sosyolojik örneklerle izah etmek zorunluluğu hasıl oldu. Özellikle son bölümde, çuvaldızı kendimize batırdığımız yerleri okumanızı istirham ediyorum. Selam ve dua...
...ŞALPAZARI SES... SİZİN SESİNİZ.www.salpazari61.com...

Sevgili dostlar… Yazı yine uzun oldu.  Çünkü neden sonuç ilgisini, sosyolojik örneklerle izah etmek zorunluluğu hasıl oldu. Özellikle son bölümde, çuvaldızı kendimize batırdığımız yerleri okumanızı istirham ediyorum. Selam ve dua ile…

EHLİYET VE LİYAKAT DİYEN REİS’E ATFEN

 

Başkan Erdoğan: “Kimse bu benim yakınımdır diye aday teklifi ile gelmesin. Bize aday olarak tevazu sahibi isimler getirin. Hem çalışacak, hem davayı hazmetmiş olacak hem de millete kibirli yaklaşmayacak.”

 

 

Bürokrasinin tepesinden başlayarak mahalledeki muhtarlıklara varana kadar;  ehliyeti, liyakati Hakk’ı hukuku gözetmemekten bir şikâyet var belli ki iktidara dair.

 

Ve bunu da çok iyi bilen ve bundan muzdarip olan Erdoğan’ın bu konuşması da anlayın ki bu minvaldedir.

 

İşi ehline verin, hadisinin karşısına hemen “ana baba ve yakınlara”ile başlayan ayeti dikerek, kendi yolsuzluğuna kılıf bulan zavallı zihniyet, yine burun kıvırmıştır bu konuşmaya.

 

Reis diye dilden bağırıp, yürekten homurdanan;

hak – hukuk,  Allah-kitap ahlak – fazilet bilmeyen ve adına Akepelidenilen bu güruh…

 

Ah bu güruh… Neler neler icra etmedi ki…

 

Belediyelerde, başkan yardımcılıklarından en alt birimdeki çalışana kadar benim adamım anlayışı…

 

İl ve ilçe yönetiminden birilerini bulup herkesin kendi kayığını yüzdürme telaşı…

 

İktidar belediyeleriyle girift müteahhitler gerçeği…

 

Yandaşa göre değişen imar planları, çok katlı bina ruhsatları,

bir günlük çalışmayla taşerondan kadroya geçen fırsat ehlileri…

 

Eğitim ve sağlık başta olmak üzere hükümete bağlı sendikalar aracılığıyla yapılan yönetici atamalarında gözetilmeyen hak, Hakk, ehliyet ve liyakat…

Torpil dilencilerinden dolayı bir türlü adamı eksilmeyen bakanlık ve meclis koridorları…

 

 

Son 16 yıldır Ak partiyle abideleşenve Akepeliler adını alan bu örnekler, aslında en az 400 yıldır kronikleşen sosyolojik kodlarımızdır bizim.

Yarın,
emin olun ki farklı bir hükümet gelince maalesef çok da bir farkı olmayacak bu düzenin.

 

Çünkü en az dört yüz yıldır hüküm süren ve bize has sosyolojik marazi bir durumdur söz konusu olan…

 

Gelin, bu dört yüz yılın serencamına şiirlerin diliyle de bir bakalım…

 

Kanuni dönemiyle başlayan bozulma ve buna bağlı rüşvet, iltimas, adamkayırma Osmanlı devlet kadrosunun tepesinden, orduya;  ordudan da tüm bürokratik ve hatta sivil yapıya sirayet etmiştir.

 

Selam verdim rüşvet deyu almadılar diyen Fuzuli’ yi

300 yıl sonra

 

Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükûmetten

 

diyenNamık Kemalbu minvalde nazirelemistir.

Ve bu süreçte devlet hızla çöküşe doğru tepetaklak gitmiştir.

 

Abdülhamit devrilince her şeyin düzeleceğini sanan Osmanlı aydını ( Tevfik Fikret ve maalesef Mehmet Akif vs. )  büyük umut bağladığı İttihat Terakki’nin ehliyet ve liyakat gözetmeden devleti paçavraya çeviren ve yolsuzluklara gark eden ve bu yönüyle Osmanlı’yı  uçuruma süren uygulamalarına da yine şiir diliyle öfke kusmuşlardır.

 

Zavallı Rübab-ı Şikeste şairi ve sıkı bir Abdülhamit düşmanı olan Tevfik Fikret;  şaşkınlık, hiddet ve nefret ve hatta büyük bir hayal kırıklığı yaşayanların en başta geleniydi.

 

Eline kalemini aldı ve çok kısa bir süre içinde ülkeyi ve milleti perişan bir hale getiren İttihat ve Terakki yöneticilerine, soyguncu ve vurgunculara karşı ‘Yağma Sofrası’ anlamına gelen, meşhur Han-ı Yağma adlı şiirini yazarak o da Namık Kemal’e nazire yapıyordu.

 

Şu milletin ki muztarib, şu milletin ki muhtazır,
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun, hapır hapır.

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin;
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

 

Ve nihayet miadını dolduran ve yıkılan 600 yıllık koca Osmanlı devletinin ardından kurulan Türkiye…  Ve Atatürk dönemi… Ve yeni bir cumhuriyet…  Ama ölüme gönderilen bir lider…

 

 

Atatürk’ün  ölümünün ardından İnönü ile gestapo bir anlayışa giren devlet, çok partili hayata geçişle birlikte particilik kavramıyla tekrar tanıştı.

 

İttihat Terakki- Hürriyet ve İtilaf çekişmesinin koca bir imparatorluğu uçuruma götürmesine rağmen,

ortaya çıkan bu yeni particilik müessesesinden de belli ki kimseler ders almamıştı.

 

Partiler tabanında kendi ideolojik ekseninde beslenen bir zihniyet,  devlette kadrolaşmayı düşman topraklarını ele geçirmek kadar mukaddes addediyordu.

 

Sürüyü yeni ele geçiren erkek aslanın, önce tüm yavruları öldürmesi misali yeni gelen iktidar,  karşı ideolojideki partinin tümkadrolarını tasfiye edip kendi kadrolarınıdevlette oluşturmanın telaşıyla kıyıma başlıyordu.

 

Özellikle 1970’ten sonra şekillenen Türk siyaseti üç ana damarın ortaya çıkmasını sağladı.

 

Solcular, İslamcılar ( Akıncılar )  ve Ülkücüler…

 

Akıncılar ve ülkücüler daha homojen bir yapıdayken, solcular “Maucular, devrimciler, halkçılar “ ya da solun solu olarak kendi içinde bile ayrışmıştı.

 

Solcular; Devrimci Gençlik/ Hareket

Muhafazakârlar,İslami Gençlik / Hareket

Ülkücü kesim de Ülkücü Gençlik/ Hareket

 

Parolasıyla kendilerini tanımlıyordu.

Ve 1980’lere de böyle gelinmişti.

 

Bir taraftan artan siyasi gerilim ve öbür taraftan başgösteren ağır ekonomik kriz…

Ülkede her şeye fahiş zamların yapılması; benzin, yağ, tüp kuyruklarının oluşması, karaborsacıların ve stokçuların meydanı boş bulması ve bunun da Kemal Sunal filmleriyle ironileştirilmesi bu dönemin özetiydi.

 

Özetin sonunda ise asıl hikâye acı ve kanlı bir şekilde yeniden yazılıyordu.

 

Liyakat ve ehliyet sahibi olmayanlarca fiilen işgal edilen bir devlet yapısı tekrardan şekilleniyordu. Bir de buna koalisyon hükümetlerinin getirdiği iklimi düşündüğünüzde devletin nasıl bir işgale maruz kaldığını daha iyi anlıyordunuz.

 

Siyaseti de devleti de artık ideolojiler yönetiyordu. Devletin bir ideolojisi, uzun vadeli stratejileri yoktu. Bunun yerine devlete hâkim olan partilerin, ideolojileri vardı.

 

(Ve en tepede ise varlığı masonik bir oluşuma dayanan gizli bir  Gladyo vasıtasıyla kontrol edilebilen bir Türkiye gerçeği )

 

İşte bu vesileyle olmayan ya da olamayacak olan her şey çok rahat oluyordu.

45 günde kabak yetişmeyen memlekette 75 bin öğretmen kırk beş günde yetişebiliyordu mesela.

 

1978 ve 1979’da Ecevit sol tandemli 75 bin devrimci yoldaşla eğitime adeta büyük bir dinamit atıyordu ama kimsenin gıkı çıkmıyordu.

 

Ve malum kanlı 12 Eylül ve Gladyo gerçeği ile yüzleşiyorduk…

 

Devrimci, İslamcı, Ülkücü güruhlarını;  adına gladyo denilen derin bir yapı birbirine düşürerek ülke bir nevi işgal ediliyordu. Darbeler, bir şekilde bunun gerekçesi oluveriyordu.

1960 darbesi de bunun ilk örneğiydi.

 

Sonrasında yeni kaoslarla yeni düzen yeniden ama daha sağlam daha derinden daha kökleşmiş bir biçimde şekilleniyordu.

 

Siyasi liderlerin hapse gidişi, Diyarbakır cezaevi ve PKK’nın doğuşu ile gladyo artık bambaşka bir projenin temellerini terör odaklı atıyordu.

 

Çünkü sağ-sol denen tarafların liderleri hapse gönderilmiş, halkın da gazı alınmıştı. İşte tam da bu esnada terör kartı sahneye konuyordu.

 

Özallı yıllarla büyüyen Türkiye ve büyüyen PKK gerçeği iki koldan giderken, üçüncü bir kol faaliyeti de 1987 referandumu ile başlıyordu.

 

Siyasi liderlerin siyaset yasaklarının kaldırılışı ve derken yine ortaya çıkan particilik müessesesinin siyasiihtirasları ve yarım kalmış hesapları ile ülke;  yakın bir zamanda yine büyük bir türbülansabu sefer bambaşka bir terör enstrümanıyla giriyordu.

 

1991’de seçimle devrilen sekiz  yıllıkAnavatan partisinin ardından iki anahtar vaadiyle  gelen Demirel DYP’si ve onunla gelen SHP ve SHP ile gelen ayrılıkçı radikal Kürt hareketi bu fitili ateşleyecekti.

 

Ve yine  yeniden işgal edilen devlet kadroları adeta bir ganimet gibi sömürülecekti.

 

1991′ de DYP- SHP Hükümetinin SHP’ li Adalet bakanı Mehmet Moğultay beş bin hâkim ve savcıyı uç sol direkten direk devlete atarken
Ne yani beş  bin ülkücüyü mü devlete soksaydımdiyebilecekti.

 

 

1990-2000’li yıllar devletin en karanlık on yılı diye tarihe geçiyordu.

 

Yaşanan Marmara depremi, siyasi suikast ve cinayetlerin ardından Apo’nun paketlenmesiyle ringe tekrar çıkarılan Karaoğlan…

 

Apo – Fetöhareketi  eşgüdümlü yürütülürken ve yine koalisyon hükümetleriile hükümethüküm giyecekti.

 

Bir akıl, Apo’yu teslim ederken, aynı anda Fetö’yü Amerika’ya yerleştirecekti.

 

Ve bir yandan da gelenek yani devlete ideolojik olarak sızma yine devam ediyordu…

Siyasi nüfuzu olankişi  bir yere çok rahat kapak atıyordu. Hatta koalisyon hükümetlerinin neticesinde her dönemin adamı olan tipler ortaya çıkıyordu.

 

Ve bu durumu Aşıklık geleneğinin aşık şairi Aşık  Mahzuni Şerif şöyle özetliyordu:

 

Kurban gelir payın yoktur
Haftan yoktur ayın yoktur
Ankara’da dayın yoktur
Mamudo kurban niye doğdun

 

 

2000’li yıllara çok da değişmeyen bildik Türkiye gerçeği ile giriyorduk yine…

 

İşte bu esnada Rahşan affı denilen bir affın ayak seslerini, sonrasında da hiç duymadığımız bir haber daha duyduk Kıbrıs Fatihi Karaoğlan’dan…

 

Adına DMS denilen ve ÖSYM tarafından merkezi yapılacak bir sınav haberi düştü basına.  En yüksek puandan başlayarak devlete memur alınacağı ilan ediliyordu.

 

Artık 400 yıllık gelenek bozuluyor,  devlet şeffaflaşıyor, hamili kart yakınımdır dönemi bitiyor, “dayısı, partisi”olan değil de işin ehli, devletin hadimi işe giriyor vs.haberleri

 

olmayan telgraf direklerinden gidiyordu.

 

Çağ artık, internet çağı, yıl milenyum yılıydı.

 

Ne sevindik bilemezsiniz. Hele ki ben, DMS( Devlet Memurluğu Sınavı )  adıyla öğretmenlik sınavına girip iyi de bir puan alıp ilk atamamda memleketim Trabzon’a atanınca ne mutlu olmuştum.

 

Kim gidecekti parti kapılarına, kimi bulacaktım, kime minnet edecektim ya da adamım olmasaydı hangi dağdan aşırılacaktım… Ankara’ya uğramadan olmuyordu bu işler… Kimseye minnet etmeyen gururlu bir yürek, secdeden başka eğilmeyen bir baş,  nasıl yüz sürecekti böyükkoltuklarda gevrek gevrek oturan koca göbekli adamların kapısına…

 

Çok şükür, kapılara uğramadan, kapılarımız açıldı.

Büyük bir onur ve gururla girdik devlet kapısından içeri. Ama yıllar geçince şunu anladık ki :

Şefaat hakkı bana verilse Ecevit’ e şefaat ederdim diyen Feto imiş meğer bu sınavların mucidi ya da gerçek müsebbibi veya asıl istifade edeni…

 

Açalım biraz, çok açılmadan…

 

Artık, her yıl yapılan sınavlar ve bu sınavla ortaya çıkan yeni bir rant kapısı ve bunu da fırsata çeviren Fetö gerçeği vardı o yıllarda.

 

Hem suret i haktandı hem de bizim çocuklardı hem de alnı secdeye giden adamlardı.

 

Meğer her taş, bir kuş katliamıymış. Her kapı rant kapısı, her fırsat devleti ele geçirme stratejisiymiş.

 

Çünkü artık hiçbir kurum sınavsız bir kişi bile alamadığından, ÖSYM’den başlayıp devletin tüm kadrolarına sızıp, sınavla hangi kurum ne kadar memur alacaksa işi anında orada bitiriyorlardı.

 

Ya sorular çalınırdı ya da soruları hazırlayan ekip onlardandı.

 

Peygamber ve rüya motifleriyle verildi cevaplar sınavdan önce…Yeminler ettirildi her birine…

 

Sessizce ve güya adilce bir sistemle, on binlerce şakirt  tereyağından kıl çeker gibi devlete sızdı yıllar içinde…

 

Çünkü dava kutsal, dava mukaddesti ve bu bir savaşsa, savaşta hile;  ganimet,  haktı. Çünkü beyin buna formatlanmıştı çünkü o beyin o beden artık mankurtlaşmıştı.

 

Hakkıyla giren de vardı, Hakkı’nın hakkını gasbedip giren de…

 

Ak Parti iktidarıyla birlikte, altın çocuklarıyla altın çağı başlatmak için yola çıktılar. Türkçe olimpiyatlarıyla göz boyadılar ve ne istediyseler maalesef aldılar. Ta ki, iş devleti isteyene kadar.

 

Himmet ve hizmet parolasıyla yol çıkıp devleti hortumladılar. Akepeli kadrolarla organik bir bağ kurdular ve bu bağ sayesinde elli yılda alacakları yolu on yılda aldılar.

 

Bir taraftan çalıp diğer taraftan da belgelediler.

 

Baykal kaseti ile başlayan, 7 Şubat Mit krizi ile belirgenleşen,17-25 Aralık yargı darbesiyle ifşa olan bu ihanet hareketinin finali maalesef 15 Temmuz oldu.

 

Vee biz 15 Temmuz dâhil, bütün bu badirelere rağmen halen daha ehliyet ve liyakat noktasında toplum olarak bir arpa boyu bile yol alamadık.

 

Hadi siyaseti ve siyasileri anladık da fert ya da toplum olarak biz ne yaptık:

 

Okula gittik tanış öğretmen aradık, zekât verirken bile emicemizi dayımızı çok da ihtiyacı olmamasına rağmen gözettik,

hastaneye gittik tanış doktor-hemşire hasta bakıcı bulup en ön sıradan muayene olup hak gasp ettik,

 

Çocuğun sadece akademik başarısına kilitlenip ruhuna bir damla akıtmayan, vatanı milleti Allah’ı, kitabı, kalbi, aşkı  ona anlatmayan  ve nihayet bu çocukları ala yerlere getirip sonrasında huzurevlerinde ölümü bekleyen veliler olduk,

 

köylüm, toprağım diyerek mikro milliyetçiliği iliklerimize kadar her yere sirayet ettirdik,

 

yok mu bu işin bir oluru deyip, her türlü işimizde tepeden birilerine ulaşarak iğne deliğinden deve geçirttik,

 

nasıl olsa af çıkar diye vergi ödemedik, ödeyenlere de keriz dedik,

belediyeleri ganimet yeri olarak gördük, bir mikâp çakıl almanın derdine düştük,

 

diyanet gibi din merkezli bir kurumda bile imam ve müezzin ya da hatip atamalarında hakkın hukukun çiğnenerek, ayetler ve hadisleri kendi durumumuza nakşederek Allah ile aldatmanın nasıl olacağının en acı örneklerini verdik,

 

ilim yuvası olan üniversitelere akademisyen alımında, yasal olarak zorunlu ilana çıkarken ilim ehlinden ziyade kendi yakınımızın vasıflarını gözeterek, ilanları düzenledik,

 

lise son sınıflara üniversite sınavı için nasıl sahte raporlar verildiğini, alındığını doktor ve veliler üzerinden gördük,

 

milyonlarca kitabı hazırlayıp trilyonlarca masrafa giren devletin, kitaplarını okutmayıp özel yayınevlerinin kitaplarını okutturan ve bu rantın içine gark olan müdür ve öğretmenleri gördük,

Devletten destekleme alıp, tarım arazilerini bomboş bıraktık,

köyleri terk edip, stres ve hastalık dolu şehirlere kendimizi hapsettik,

11 yabancı futbolcu ile sahaya çıktık, alt yapının kapsına kilit vurduk, İİphone telefonun yeni serisini almak için, gece yarısı kuyruklara girdik,

Doğayı da tarumar ettik… Denize troller atarak doğal bir yaşamın nasıl katledildiğini, denizin nasıl bir ganimet gibi görüldüğünü balıkçılarımız vasıtasıyla gördük,

 

 

 

özel hastanelerde devletten daha çok pay almak için fuzuli onlarca iş ve işlemi yapan doktorları gördük ve en nihayetinde bu son dönemde Tayyip gitsin de devlet batarsa batsın diyenleri de gördük, tefecileri de  stokçuları da yurt dışına  para kaçırıp ülkeye diz çöktürenleri de gördük.

 

O kadar çok şey gördük ki, göremediklerimizi de okuyarak dinleyerek bir nevi gördük.

 

Gören şairleri de tercüman kıldık:

 

Bağ ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz

Biz neşatın da gamında rüzigârın görmüşüz…

 

Dedin ya reisim;

ehliyet, liyakat, sadakat…

 

O zaman Şair Nedim’e dikkat:

 

Yok bu şehir içre senin vasfettiğin dilber Nedim,

Bir peri suret görünmüş, hayal olmuş sana

 

 

İşte reis, bu bizim sosyolojik marazımız…

 

AK Parti’yi de devleti de bu sosyolojik doku oluşturuyorsa, bu marazi durumu ÖZELLİKLE EĞİTİM VECAYDIRICI KANUNLARLA düzeltmeden hiçbir şey düzelmez…

 

Biz düzelmeden devlet de düzelmez.

 

Ezcümle…  Ehliyet ve Liyakat diyen Reis’e atfen…

 

Bu Haber 1.571 kez Okundu
...ŞALPAZARI SES... SİZİN SESİNİZ.www.salpazari61.com...

Yorum Yapmaya Ne Dersiniz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Benzer Haberler
Yukarı Geri Ana Sayfa

...ŞALPAZARI SES... SİZİN SESİNİZ.www.salpazari61.com...
”Halkımız Yayla Şenliklerine Doyacak””Halkımız Yayla Şenliklerine Doyacak”TRABZON;Şalpazarı halkımızın büyük bir çoğunlu...
”Karacuğun Kızı Ebediyete Uğurlandı”Karacuğun Kızı Ebediyete UğurlandıTRABZON;Üzümözü Köyü’nün vefat eden eski...
”Şalpazarı’nda Mahalle Muhtarları 3.Muhtarlar Gününde Bir Araya Geldi””Şalpazarı’nda Mahalle Muhtarları 3.Muhtarlar Gününde Bir Araya Geldi”''Şalpazarı’nda Mahalle Muhtarları 3.Muhtarlar Gününde...
”Anadolu Lisesi On Bin Adım İçin Yürüdü””Anadolu Lisesi On Bin Adım İçin Yürüdü”TRABZON; Sağlık Bakanlığı, Trabzon İl...
...ŞALPAZARI SES... SİZİN SESİNİZ.www.salpazari61.com...
”Halkımız Yayla Şenliklerine Doyacak””Halkımız Yayla Şenliklerine Doyacak”TRABZON;Şalpazarı halkımızın büyük bir çoğunlu İlçe dışı Yurt...
”TEŞEKKÜR EDERİZ””TEŞEKKÜR EDERİZ”Şalpazarı İlçesine bağlı Akçiriş köyü sakinlerinden olan Merhum...
”Bahçeli;Vakfıkebir’de Akrabalarının Kabrini Ziyaret Etti””Bahçeli;Vakfıkebir’de Akrabalarının Kabrini Ziyaret Etti””Bahçeli;Vakfıkebir’de Akrabalarının Kabrini Ziyaret Etti”;Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)...
”Şalpazar’nın Yeri Bende Başkadır ‘”Şalpazar’nın Yeri Bende Başkadır ‘”Maçka da Bulunan Dostlarımızı Ziyaret Ettik” Şalpazarı Orman...
”Şalpazarı Nereye Koşuyor””Şalpazarı Nereye Koşuyor”Şalpazarı Nereye Koşuyor derler ya bir tüten bacası bile...
”Şalpazarı’lı Hemşehrimiz Engin Çırakoğlu Tuğgeneralliğe Terfi Etti””Şalpazarı’lı Hemşehrimiz Engin Çırakoğlu Tuğgeneralliğe Terfi Etti”''Şalpazarı'lı Hemşehrimiz Engin Çırakoğlu Tuğgeneralliğe Terfi...
”Şalpazarı Eğitim Derneğinden İlçe Öğrencilerine 7. Eğitim Seti Kampanyasında Destek Oldular””Şalpazarı Eğitim Derneğinden İlçe Öğrencilerine 7. Eğitim Seti Kampanyasında Destek Oldular”Şalpazarı Eğitim Derneğinden İlçe Öğrencilerine 7. Eğitim Seti...
” Pelitçik Derneği’nden,Örnek Davranış “Geleceğe Bir Işık Tut” Kampanyası”” Pelitçik Derneği’nden,Örnek Davranış “Geleceğe Bir Işık Tut” Kampanyası”'' Pelitçik Derneği’nden,Örnek Davranış “Geleceğe Bir Işık Tut”...
”TSSF Başkan’lığı Trabzon da Sualtı Ragbisi Düzenledi””TSSF Başkan’lığı Trabzon da Sualtı Ragbisi Düzenledi”TRABZON; Şalpazarı İlçemize bağlı Üzümözü mahallesi sakini gururumuz...
‘Trabzon CHP Milletvekili Ahmet Kaya Şalpazarı’na Teşekküre Geldi”‘Trabzon CHP Milletvekili Ahmet Kaya Şalpazarı’na Teşekküre Geldi”'Trabzon CHP Milletvekili Ahmet Kaya Şalpazarı’na Teşekküre...
”Kurukız’dan Karaman’a Taziye Ziyareti””Kurukız’dan Karaman’a Taziye Ziyareti””Kurukız’dan Karaman’a Taziye...
”Şalpazarı Eğitim Derneğinden İlçe Öğrencilerine 7. Eğitim Seti Kampanyasında Destek Oldular””Şalpazarı Eğitim Derneğinden İlçe Öğrencilerine 7. Eğitim Seti Kampanyasında Destek Oldular”Şalpazarı Eğitim Derneğinden İlçe Öğrencilerine 7. Eğitim Seti...

TRT Spor Haberler

  • Anket

    • Sorry, there are no polls available at the moment.
  • bursa escort escort beylikdüzü escort bursa bayan escort istanbul escort istanbul escort mersin escort kayseri bayan escort bayan bursa kocaeli escort bayanlar atasehir escort bayanlar istanbul escort maç izle